Seine Nehri'nde Öpücük

 Clement yanı başımda dururken ona baktım. Güneş tepede yükseliyor ve yolları kızdırıyordu. Elini bana uzattı Clement. Elini tutup kalktığımda yan yana yürümeye başladık. "Canın yanıyor Clement. Bırak şu kızı sevmiyor seni." Clement iç çekti. O iç çekişi benim de pek çok defa yaptığımı fark ettim. "Senin de canın yanıyor. Söyler misin umrunda mı?" Güldüm. Ellerindeki boyaları gösterdim ona. "Ben bundan ilham buluyorum. Hiç olmadığım kadar üretkenim Clement." Omuz silkti Clement. "Sikerim resmini sanatını İra. Çocuk yüzünden ağlıyorsun be."Ona bakıp güldüm. La Amour'un önünde durduğumuzda sırıttım. "Sen de alkolik oldun Clement. İçmeden olmaz mı? Benim için." Clement bana binbir farklı şekilde baktı bunu hissettim. Sarıldı sıkıca ve La Amour'daki masalardan birisine oturttu. "Benden başka bir şey istesen yaparım. Böbreğimi iste vereyim İra ama alkolü şu dönemde bırakamam."Burnunu kırıştırdım. Onun için endişeleniyordum ama bir şekilde buradan da çıkacağını kalbimin en derinlerdeki bir köşesiyle biliyordum. "Öncelikle o alkolden ezilip bükülmüş iç organlarını kimse istemez hele de ben asla. Sonrasında ise alkol sadece bulunduğun durumu duraklatmana ve aşamamana sebep oluyor. İyileşmek için içmeyi bırakmalısın."Clement tost ve kahve söyledi ikimize de. Sonra da telefonuna baktı bir şeyler yazdı. Muhtemelen o kıza yazıyordu. İç çektim. Ardından kahverengi gözlerini bana dikti. "Öncelikle iyileşmek isteyen yok. Bu durum benim kafamdaki tüm şeytanları susturuyor."Sokaktan geçen insanları izledim sessizce bir süre. Ağaçların dallarından ışıklar sızıp sızıp üzerimize düşüyordu. Tostumdan bir ısırık aldım. "Şeytanları sikim. Senin için endişeleniyorum."Başını salladı Clement. Çayından küçük bir yudum aldı. "Biliyorum ama anla beni be İra. Bu Emilé olayı ne tam olarak. Camille bir şeyler anlatmak istedi ama Jeanne pek izin vermedi."İç çektim. Bakışlarımı ellerime çevirdim. Haziran başını çok net hatırlıyordum.Emilé kolunu belime sarmış şekilde yürüyordu. Güneş ufukta batıyordu. Seine Nehri boyunca yürüyüp karşıya geçmek için köprüye sapmıştık. İkimiz de sarhoş sayılmazdık. Ya da belki biraz fazla sarhoştuk. Başını başımın üzerine yaslamıştı. Siyah saçları benim kahverengi saçlarıma karışıyor, birkaç tutamı benim gözlerim önüne düşüyordu. Şarap şişesini kendi aramızda dönüyorduk ama o sırada şişe ondaydı. Benim parmaklarım arasında ise döndüğümüz karanfilli sigara vardı. Kendi içime sigarayı çektikten sonra onun dudaklarına uzattım parmaklarım arasında duran sigarayı. Onun her dudaklarını sigaranın etrafına sarışında benim kırmızı rujum onun dudaklarına bulaşıyordu. Sigarada kalan kırmızı rujum. Bir süredir hiç konuşmamıştık ki bu bir mucize olabilirdi. Onunla konuşmamak ya da konuşmadan durmak benim açımdan imkansızdı. Nedeni aşık olmam değildi. O konuşulması kolay birisiydi. Hoş sohbeti. Ben ise boş duvarlarla dahi konuşuyordum evimde. Şeytan kırmızı boynuzlu bir adam değildir. Unutulmamalıdır ki o gökteki sabah yıldızından namını alırdı. Bana kalırsa en güzel yıldızdan. Hermes bir femboy veya nazik sevimli bir tanrı değildi. Acımasızdı. Yılandı. Aslında bir hırsızdı. Siz hangi hırsızın tekin ya da sevimli durduğunu gördünüz ki? Hele de bu hırsız yüz gözlü Argos'u gözünü dahi kırpmadan öldürmüşse. Emilé tam da böyle birisiydi. Hermes'ti o. Şeytan tüyü vardı onda. Herkesin hayran olup kıskanacağı, belki nefret edeceği ama asla kopamayacağı.Bir süredir evinde yeni bir beste üzerine çalıştığını biliyordum ve bu onu daha da gerip öfkelendiriyordu. Bu halini garip şekilde daha sevimli buluyordum. Elindeki şişeden biraz daha içti. "Sence Paris'te içmekten daha zevkli ne olabilir? Yani belki Seine kenarında içmekten." Başımı iki yana salladım. "Bilmem ki." Bu sessizliği garip şekilde sevdiğim ve aramızda hastalıklı, irinli bir bağın bağlandığını hissettiğim için bozmak istememiştim. "Seine kenarında sevişmek? Üzerinde de olabilir. Aslında bir tekne alıp sevişmemiz gerekiyor."Ona doğru kafamı kaldırıp baktığımda o mavi gözlerinin boncuk boncuk olduğunu gördüm. Kararmışlardı. Kendimi aciz bir av gibi hissetmekten öteye gidemedim. Sanki benim hakkımda korkunç planları vardı ve ben oradan tüymek zorundaydım. Önemsememeye çalışarak kafamı çevirdim ve nehre baktım. "Neden olmasın ki? Güzel olurdu." Durdu. Belimden kıskıvrak yakalarak beni kendine çevirdi. Önüme düşen saçlarımı geri itip gözlüklerimi çıkarttı. Yakasına takışını izledim. Siyah tişörtünü siyah kemik gözlüklerin kayboldu. Elini belimden çekip çeneme yerleştirdi. Sigarayı yere atıp ayağımla ezdim. "Gerçekten güzel mi olurdu? Düşünelim bakalım."Yanağını yanağıma dayadı, eli boynumu sardı. Kulağıma fısıldadı. "Sen ve tam burada sevişmek. Bakınca gerçekten de baştan çıkartıcı geliyor  öyle değil mi succubus?" Bu tanımandan içten içe nefret ediyordum çünkü sanki beni sevmiyor da asla ulaşamayacağı bir seks kölesi gibi görüyordu. Bir imge... "Kesinlikle harika geliyor ancak tüm Paris'in önünde soyunmamı istemezsin diye düşünüyorum. Yoksa ister misin?" Kaşlarını çatıp cıkladı. "İstemem." Dudaklarıma tutkulu bir öpücük kondurdu.Ama gel gelelim her şey bununla sınırlı kalıp bitmiş, öpüşün ortasında tokat yemiş gibi geri çekilmiş, paniklemiş ve beni onu baştan çıkarmakla daha doğrusu onu dahi başaramamakla suçlayıp hevesi kaçmış yahut beklediğini bulamamış bir tavırla geri dönüp evime bırakmıştı. Ne de tatlıydı. Her zamanki gibiydi. Evin kapısında bana öfkeli ve dik dik bakmayı ihmal etmemiş sonra da suskun nemrut bir tavırla siktir olup gitmişti. Artık nereye gittiğini biliyordum. Jeanne'ye gitmişti. Öylece kalbimi kırıp, hiçmişim gibi hissettirip Jeanne'ye gitmişti."Öpüştük. Sonrasında ise Jeanne'ye gitmiş. Benimle Seine üstünde sevişme konuşup onu orada sikmiştir ne olacak?" Clement sözlerime güldü. Çayını uzattı. "Kuşburnu söyledim. Sen seversin. İçeceksen iç. İstersen seninkini ben alayım." Ona sitemkar bir bakış attım. "Sen beni dinliyor musun ya?" Başını salladı yavaşça. "Evet hem de can kulağıyla. Ama diyeceğim eskileri geçmiyor. Piç. Neden bu piç kutusunu sevmeye devam ediyorsun ki? Ayrıca bu olaydan sonra ne yaptın? Yani Jeanne'yi yeni öğrenmişsin." Omuz silkti porselen fincanı dudaklarımdan çekerken. "Gerçekten güzel bu kuşburnu. Ha soruna gelirsem Clement, şey ben 3 ay boyunca ortadan kayboldum. Yani sadece seninle ve biraz olsun Camille ile konuşuyordum. Bir de Chloé benden haber alıyordu. Onun dışında kimsegle görüşmedim. Ailem iş gezisindeler Ekim gibi geri gelecekler. Şuan Normandiya'da olmaları gerek. Neyse sonuçta benden haber alamadı." Clement durdu. Dil dik bana baktı. "Sen de az değilsin. Peki şu diğerleri?" İç çektim. "Onlardan Emilé'in haberi yok ayrıca onlarla ben seks yapmadım. Öpüşmüş olmam ona ihanet ettiğim anlamına ya da onun haklı olduğu anlamına falan gelmez." Clement kendi tostundan bir ısırık aldı. "Gelir demedim zaten ama sen neden bu kadar büyüttün onu anlamadım." Ona öfkeyle baktım. "Çünkü diğerleri sırf Emilé'in de hayatında benden başkaları olduğunu bilmemden kaynaklı varlardı. Ki haklı çıktım. Saklamadığını iddia etse dahi sikime kadar yolu var sakladığını biliyorum. Dahası benim hayatımda olanlar gayet de yakışıklı kişilerdi. Emilé kadar olmasalar da, ya da dur doğruları diyelim daha yakışıklılardı ama Emile beni reddetip Jeanne'ye gitti! Şaka mısın sen Clement?"Clement sonuna kadar dinledikten sonra inanmazca tek kaşını kaldırdı. "Daha mı yakışıklı? Jules resmen bir fiyaskoydu üstelik kimin eski sevgilisi olduğunu biliyorsun! Hadi onda sarhoştun diyelim ve geçiştirelim. Ama neden içimden bir ses Jeanne'ye biraz da olsa Emilé'in seni önemsemesi ile caka sattığını söylüyor? Satıyorsun hatta. Sana yapılanı niye elaleme yapıyorsun ne?"Omuz silktim. "Caka falan satmadım kimseye ben. Ayrıca Emilé de adam olup karar verseydi ama yok lordum herkesi elinde tutmaktan ego mastürbasyonu yapıyor. Sonuçta Emilé'in yaptığı şeyi ben yapsam Emilé kaldıramazdı neden şuan onun tarafındasın?"Clement onun çayını tek dikişte bitirip tostumu ağzıma tıkarken beni sakince izledi. "Onun tarafında değilim ama onu bünyenden Arman taraftarıyım. Benimki ya da seninki ikisi de şerefsiz."Sigaramı alıp yaktıktan sonra sokağa ve eski taş evlere baktı. "Yarın istersen bir tekne gezisine çıkabiliriz. Çok eğleniriz. Ya da bir yere tatile kaçamağa gidebiliriz. Ne dersin?"Gözlerimi kısarak ona baktım. Kocaman gülümsedim. "Beni bundan dolayı evden çıkarttım değil mi?"Başını aşağı yukarı salladı. "Herhalde. Aklıma sen geldin. Eee ne diyorsun? İçeriz, eğleniriz ve daha çok eğleniriz." "Harika olur ama ikisini de yaparsak."Elini uzattı ve onun elini sıktım. "Harika o zaman ben hazırlıklara başlayayım. Sen de sadece ne giyeceğini hazırla."Masada duran telefonum çalmaya başladığında irkildim. Garip şekilde mutlu ve huzurlu bir ana girmişkem sarsılarak çıkmıştım şimdi. Chloé arıyordu. "Efendim hayatım?" Chloé yerine sevgilisi Sergei'in sesi gelince irkildim. O çocuktan tırstığım bir gerçekti. Ruslar kim tutardı ve öldürmekten dahi çekinmezlerdi bana göre. "İra, eğer bu piç kurusu Emilé bir kez daha senden sebep sevgilimi ararsa onunla birlikte seni Seine Nehrinin dibine gönderirim. Hani bu çocukla işin bitmişti."Yutkundum. "Gerçekten bitmişti Sergei..." Sergei sözümü kesti. "O zaman neden sana ulaşamadığını söyleyerek Chloé'yi arıyor İra? Çöz bunu!"Karşı taraf sessizliğe gömüldüğünde telefonun yüzüme kapandığını anlamıştım. Dudak sarkıtarak Emilé'yi aradım. Birkaç çalışta açtı. Nemrut sesi ve tavrını hissedebilirdim. Alo dahi demedi. "Emilé? Müsait misin?" "Müsait miyim? Çok değil. Çabuk söyle."İç çektim. "Emilé, Chloé'yi aramışsın. Söyler misin bana şuan bu tavrın neden?" "Sarhoşken arayıp küfrediyorsun sonra da kalbimi kırıp gidiyorsun, hem de tüm bunlara hakkın varmış gibi? Söylesene İra, ne istiyorsun?" Öfkeyle bağırdım. "Sen ne istiyorsun? Ne istiyorsun benden de bunca zaman sonra kızmama laf söylüyorsun?" Emilé soğuklukla cevapladı. "Doğrusunu istersen ben de fazla şey yuttum, şuanda da yutuyorum mesela Jeanne ile birlik olmanı ve bana söylediğin sözleri. Ha sana önceden bir şey yaptıysam özür dilerim ama bunun için zamanım yok İra. Ne duymak istiyorsun?" Son cümlesi garip bir tınıdaydı. Hafif, manipülatif bir flörtözlükteydi. Yutkundum. "Bir şey duymak istemiyorum. Sadece gerçekleri..." Sözünü tamamlamadan ofladı. "Çok sarhoştum. Bunu sana da dedim. Önüme çıkmasaydınız." "Bu böylece diyip gideceğin bir şey değil Emilé, Jeanne çok üzgün. Yapamazsın. Herkes senden daha da nefret edecek." Tekrar bir oflamayla beraber uzun süreli bir sessizlik oldu. "Ertesi gün görüp göremeyeceğim belli dahi olmayan insanları önemseyemem İra, ben sen değilim. Şimdi konuşma bittiyse kapatabilir miyim? Aynı şeyler hakkında konuşup kavga etmek için mi arıyorsun bilmiyorum ki!" Derin bir nefes aldım. "Chloé'yi aramışsın. Sergei çıldırdı. Bir kez daha ararsan benden sebep ikimizi bağlayıp nehre atacakmış." Emilé kahkahalarla gülmeye başladı. "Lütfen durmasın. Tek yaptığı uzaktan uzağa laf söylemek. Bir erkekliğini daha göremedik. Bir sonrakine umarım atar aşağıya. Ya da belki ben onu atarım. Ne de olsa düşmanını küçümseyen tanımadan yargıya varan o ben değilim." Telefon yüzüme kapandı.Öfkeyle telefonu masaya bıraktım."Telefonumu kapatıcam ve beraber tekne gezisine çıkacağız. Daha fazla bu aptalca şeyle uğraşmak istemiyorum. Kimse beni üzemez, kimse beni kıramaz. Hiçkimse ve hiçbir şey. "


devam et

Yorumlar

Popüler Yayınlar