Cara
Clement'in telefonu çaldığında sızıp kalmış olduğumu fark ettim. Güneş batmıştı. Clement benden pek de farklı olmayan şekilde telefonunu açtı. Telefonun sesi kesilmiş olsa da beynimde zonklayan ve tekrarlayam melodisine küfür ettim. Clement'in yüzü buruştu."Cara bak anlamıyorsun..." Cara, Clement'in eski sevgilisiydi. Uzun süredir konuşmuyorlardı. Cara'nın birkaç ilişkisinden HIV kaptığını sonradan duymuştum. Clement'ten sonra olan birkaç ilişkisinden. Bu galiba Clement'in ondan soğuduğuna inandığı andı ancak biliyordum ki aslında sadece Cara'dan farklı kişileri arayarak Cara'yı unutmaya çalışıyordu. Yarayı kapatan aşk yaradan da derin muhabbetiydi olan şey. Clement telefona göz devirdi. Hopörlere aldı ki ben de net şekilde duyabileyim. Yan yattım ve dinlemeye başladım."Seni seviyorum aptal çocuk. Tamam iğrenç şeyler yaşadım ama senden başkasını isteyecek durumda olmadığımı anladım.""Desene Cara, siktiğimin yerinde neden şimdi? Ah tahmin edeyim, kimse seni kondomlu dahi sikmediği için mi? Ya da bulaştırmandan korktukları için tokalaşmayı dahi reddedecek kadar korkak ve cahil oldukları için mi?"İç çekiş geldi karşıdan. Cara'nın ağladığı çok belliydi."Yapma lütfen sana aşığım. Denedim tamam mı? Çok denedim ama asla olmadı. Sensiz yapamıyorum. Nefes alamıyorum. Ne olurdu ki bir kez daha denesek?"Clement eliyle oynuyordu. Strese her girdiğinde bunu yapardı. Parmaklarında iyileşmemiş yaralar olurdu. Tüm etlerini yolardı. Aynı tikten Chloe'de de vardı. Onunkisi biraz daha abartıydı. O bazen tırnaklarını bilerek eline batırır ve akan kana, irine bakardı. O kadar odaklanırdı ki dış dünyadan tamamen kopardı. Clement ise sadece o anda Cara'ya deneyelim dememek için fiziksel bir uyarma veriyordu kendisine."Anlamıyorsun Cara, ben sana aşık değilim."Clement'in sözü yarıda kesildi. Kızdan büyük bir hıçkırık kopmuştu ve ağlıyordu. Daha da şiddetli. Yutkunduğunu duydum."Olsun tamam sev. Beni de seviyorsun sen. Deneyelim lütfen.""Seni sevmiyorum Cara."Bu sefer kız bağırdı ve oğlan elini başına kapattı. Sesi alkollü beyninde birkaç tur yankılanmıştı muhtemelen çünkü benim beynimde hala yankılanıyordu."Hayır. Hayır sen de seviyorsun biliyorum. Olmaz mı?"Clement bana bir bakış attı ve yalnız konuşmak adına teknede benden uzaklaşabildiği kadar uzaklaştı.Sonrasında Clement sabah olanları anlattığında gerçekten dilimi yutacaktım.Clement'tenElimdeki şarap şişesinin tıpasını ağzımla çıkartırken Cara'yı dinliyordum. Doğruları demek gerek, ne hissettiğimi kestirmek güç. Sadece onunla tekrar olup zaten bokun içinde olan hayatımı daha da bok etmeye niyetim olmadığına emindim. Cara'nın ağlayan sesi içimde bir noktayı durmadan dövüyor ve ona boyun eğdiriyordu. Bu kesinlikle ölmemiş olan gururum ve asla inmez zira omuzlar kalpten yukarıdadır dediğim omuzlarımdı. Şüphesiz ki Cara'yı çok sevmiştim. Ciğerimden daha değerli bile olabilirdi. Elimdeki şişe buna kanıt olamazdı zira zaten içme sebebim bu değildi. Ancak ciğerimin beş para etmediğini gayet iyi kanıtlardı."Beni seviyor musun Clement?"Cara'nın cılız ve savunmasız sesi muhtemelen özlediğim ve özlemini dahi gömmeye çalıştığım o sikik anıları depreştirmişti. Dudaklarım ve kalbim şarabın verdiği gazla aklımdan veya sağduyumdan erken davrandı."Seviyorum Cara. Çok seviyorum. Gerçekleri duymak istersen eğer, eh seni unutmak için içiyorum."Neler diyordum aman Tanrım. Tamamen kolpaydı. Ya da değil miydi? Kolpa olmasını umdum. İçme sebebim karıştığım bar kavgalarından sonra iyiden iyiye bir çetenin peşime düşmüş olmasıydı. Evime tehdit mesajları gelmesiydi. Peki ben tehdidi nasıl sikime sürüyordum? Elbette daha fazla içerek. Zira öteki türlü korkudan, kabuslardan veya anksiyeteden kalkacağımı sanmıyordum. Birkaç kez zaten beni bulup iyiden iyiye ayar çekmişlerdi. Cara'yı rahat bırakmalarını istemek içindi o tüm kavgalar. Cara'yı rahat bırakmaları için. Ve şimdi de hayatımın sonuna doğru vitesi beşe takmış, el frenini söküp atmış ve gaza bir tuğlayı koymuş halde gidiyordum. Önümde uçurum vardı ve radyoda en sevdiğim şarkı çalıyordu. Alkolün damarlarımda dolaşması tam da bana bunu hissettiriyordu. Toparlanamayacak kadar düştüysek, o zaman daha da düşmek bazen hayat kurtarıcı olabilir.Cara'nın ağlamaktan sızlayan sesinin gülümsediğini hissettim. "Biliyordum. Geçen gün senin evinin önünden geçtim sırf seni görürüm diye. Ve o gün kedini gördüm. Bana kendini sevdirdi. Aylar sonra inanabiliyor musun? O zaman dedim ki tamam, biz onunla tekrar olacağız. Dener miyiz?"Derin bir nefes aldım. Eğer kedi hikayesini anlatmasaydı bu faka basabilirdim. Ama hayır. Bu kız beni manipüle etmeye çalışıyordu hem de ağır alkollü olduğum sesimden oldukça belliyken."Siktir Cara, yapamam. O kadar sevmiyorum sanırım."Cara geri adım falan atmadı."Şuan sadece her şeyin eskisi gibi olmasından deli gibi korkuyorsun. Lütfen lütfen kabul et."Bir anlık, sadece bir anlık, Cara ile daha fazla konuşmaya dayanamadım. Güneş yükseliyordu. Güverteye, İra'nın yanına gittim ve ayağımla sürterek uyandırdım."İraaaaa, hadi kalk. Cara ile konuş. Cara sana İra'yı veriyorum."İra ne olduğunu anlamamış bir halde, her zamanki prenses uyanmasıyla, doğruldu ve gözlerime baktı. Sonra da oflayarak telefonu aldı. Kahverengi gözlerinde biraz tiksinti parlıyordu. Uzun kahverengi sarı haleli saçları örgüsünden firar etmişti. Yüzünde ise üzerindeki gevşemiş tişörtün izi vardı. Cara'yı her geçen saniye o izli yüzünde daha da belirginleşen tiksinti ifadesi ile dinliyordu. Sonra da göz devirdi. Umursamaz bir tavırla, bu kesinlikle benim bile kalbimi kırmıştı, konuştu."Cara, tatlım, olur öyle şeyler. Hayat bu. Yat uyu ya. Geceden beri sesin beynimde çınlıyor. Alkollü adamlarız şurda ne konuştun ya."Telefonu Cara'nın suratına kapattı ve tekrar uyandığı ile aynı şekilde yatıp uyumaya devam etti. Ben de onun yanına oturup bir süre Seine nehrini izledim. Hafif hafif tekneye su çarpıyordu. Akıntıda sallanıyordu tekne. Biten şişeyi diğerlerinin yanına koyup doğan güneşi izlemeye başladım. İra fazla konuşurdu. Eğer uyanmış ve konuşuyor olsaydı kesinlikle mısırlıların inancını anlatırdı. Her gün yeni bir hayattır. Çünkü her gece çöktüğünde ruhlar nedenlerinden ayrılıp Yargılama odasına giderlermiş. Orada kalmak isteyenler ölür, gerisi de tekrar sabah olunca bedenlerine girerlermiş. Ra'nın gemisinde tüm gece kaosun yılanı ile savaşırlarmış. Ve tabiki asla bu kadarla sınırlı kalmazdı hikayeleri. Kıssadan hisse yapmaya bayılırdı. Hisseyi anlattığı kişiye bırakırdı. O sadece konuşmayı severdi. Bazen boş duvarla da konuştuğunu söylerdi. İçten içe çok yalnız olduğunu hissederdim ama hangimiz değildik ki.Güneş'i izlerken yeni bir doğum olmasını istedim. Yeni bir hayatımın olmasını. Ama aklımın bir köşesinde her daim sevilmeyi isteyen sikik kalbimin beni gerçekten seven birisine çoktan kırılıp kapandığını bilmek daha da arada kalmama sebep oluyordu. Güneş gözlerimi yakarken sadece kendime acıdım. Yazık.
Yorumlar
Yorum Gönder