Dün Sarhoş Değildim

 Clement sallanarak merdivenleri çıkmayı başladı. Eteğimi uyluklarıma toplayıp peşinden çıktım. "Neden bu kadar içtin yine?" Clement güldü. Merdivenlerin ortasında durup bana doğru eğildi birkaç basamak üstte olduğu için. "Kendimi unutmak için. Ama en çok da ona yazmak için bahanem olsun diye." İç çektim. Onu omuzlarından tutup itekledim. Söylenmeden de edemedim. "İşe yaradı mı bari ıssız adam? Yazdın ya da geri dönüş aldın mı?"Tekrar durup duvara dayandı. Bıyıkları altındaki o acılı ve silik  parça parça gülüşü duruyordu. Bazen ben de içince böyle mi oluyorum diye düşünsem de Chloé bunu yalanlamış ve çok eğlenceli olduğumu söylemişti. "Ondan bir date ayarladım dedim ya akıllım. Date onunla." İç çektim. "Bu işin sonunda senin canın yanacak hem de fazlasıyla." Onu Camille'in dairesine götürmeye çalışacaktım ki kolumdan tutup yanağıma bir öpücük kondurdu. "Seni çok seviyorum be İra. Ama şunu demem gerek, Emilé'yi severken bana laf söyleyecek en son kişi dahi değilsin. Bunu bir düşün olur mu?"Dönüp merdivenleri  aynı sarsak adımlarla çıkmaya başlamıştı ki arkasından söylendim. "Emilé Jeanne ile yatmış." Olduğu yere çivilendi Clement. "Hassiktir lan. Ne?"Başımı iki yana salladım. Önemli değildi. Önemli olmamalıydı. O zaman neden içimde asla dolmayan iğrenç bir foseptik çukuru vardı ki? Duvara dayandım. İkinci katın merdivenlerindeydik. Yere sürüne sürüne oturdum. Dudaklarım titriyordu. Galiba dün geceden beri ilk defa bir duygu gösteriyordum. Clement yanıma çöktüğünde ona fısıldadım. "Chloé'nin yanına gitmeliydim. Boulogne'de olmalıydım tam da dediğim gibi."Clement omzuna dokundu. Dokunuşundan kaçmak istedim. "Orda olman bu olayı olmamış yapmazdı. Siktir et Emilé'yi. Sana neden bunu yapıyor asla anlamıyorum. Piç işte. Onu önemsediğin kadar hayatında var olabilir. Yapma bunu kendine İra, sen çok güzel ve narin bir kızsın."Birden doğruldum. Kocaman sırıttım. Akmış göz kalemimle pek de uyumlu durmadığına emin olduğum bir kahkaha attım. "Hiç kimse ve hiçbir şey beni üzemez. Ben üzülmem. Asla. Bu hayata üzülmeye gelmedik. Bu hayata tadını çıkartmaya geldik. Geliyor musun? Daha o date'i konuşacağız." Merdivenlerden uçarcasına çıktım. İçimden bir şeylerden kesinlikle kaçıyordum. İçimdeki bir yerlere kaçarken dönüp dönüp duruyordum tıpkı Paris 'in yolları gibi. Ya da Roma. Tüm yollar Roma'ya çıkar. Benim tüm yollarım Emilé'e çıkıyordu.Kapıyı açıp içeri attım kendimi. Uyanmış olan Camille'in bir şey demesine fırsat vermeden banyoya girdim. Clement ve Camille'in konuşmalarını duyuyordum. Kapının hemen önündelerdi. "Dün fazla içti. Kırgındı. Ama bir şey demedi. Sadece deli gibi dans edip şarkı söyledi. Birkaç defa başkasını aramayı istese de telefonu Jeanne aldı. Bu bir önceki gibi mi ya da daha öncekiler gibi bilmiyorum. Emilé onun aklına iyi gelmiyor." Clement'in iç çekişini net duyuyordum. "Aptal Emilé, adam gibi söyleyebilse. Ama gerçekten..." Sesi sona doğru biraz kısıldı. "Emilé'in İra'yı nasıl reddettiğini biliyorsun. Hemen sonrasında Jeanne mi? Buna kurulacaktır. Bir başka vaka daha sadece. Omar diyordu zaten, Emilé'i sevmek bir efor gerektirir diye."Camille kapıma vurmadan önce mırıldandı. "İra sildi mi silen de birisi. Neden Emilé'i bu kadar çekiyor bilmiyorum ama artık Emilé piçine katlanamıyorum."Kapım çalındı. Camille seslendi. "Hayatım kahvaltı yapmak ister misin? Dünden sonra bir şeyler yemek iyi olabilir." Kafamı dışarı uzattım. "Dün sarhoş olmadım ben." Camille başını salladı. "Gerçekten değildi ama miden iyi de değil. Ayrıca masanın üstünde dans eden de ben değildim. Bir de seni gece duşa soktuk ve sen kahkaha atıyordun." Kaşlarımı çattım. Hatırlıyordum.Kollarımdan tutulmuş sürüklenirken Jeanne kulağıma fısıldadı. "Sen çok mükemmel birisisin İra." Ardından da kahkaha attı. Benden daha iç açıcı durumda gözükmüyor, kelimeleri yuvarlıyor ve yamuk duruyordu. En azından ben yürüyüp konuşabilecek durumdaydım. Ama midem hem bulanıyor hem de sızıp tekrar zıplayarak kalktığım için başım zonkladğından bayılıp ayılıyordum. Camille bizden daha. Açıcı durumdaydı. En azından ikimize de sırayla bir duşun altına girmemizi önermişti. Duşa beni soktuklarında soğuk suyla çığlık attım. Birkaç kez debelendikten sonra Camille tarafından kıskıvrak yakalandım. Başımdan aşağı soğuk su döküldükçe hıçkırıp gülüyordum ve Jeanne'in suyu tutarken duvara dayanmış halde  kahkaha atmasına sebep oluyordum. Camille en son dayanamayıp dik dik bakmıştı. "Bok vardı içtiniz o kadar tabi. İçtiğiniz kişi de Emilé. Adam eşeğe benziyor gerçek anlamda. Onda ne buluyorsunuz diyeceğim sen Jeanne ben atlayamıyorum diyeceksin. Ve sen küçük hanım anlamazsın sanatçı buhranı diyeceksin. Ama ben de size aptalsınız diyeceğim."Camille'in sesi kulaklarımı ve beynimi çınlatmasına karşın sonuna kadar dinleyip kahkaha attım. Jeanne de dinleyememiş olacak ki benden daha fazla kahkaha atmaya başladı ve suyu Camille'in üzerine tuttu. Camille çığlık atarak duş başlığını kapmaya çalışsa da nafile bir uğraşın ortasındaydı.Sırıttım. "Gece gayet güzeldi Camille'in umarım sevgiline söylemezsin." Öpücük atıp mutfağa doğru ilerledim ve herkes akşamdan kalma olduğu için yulaf hazırlamaya başladım. Çay suyu ısınıyordu. Telefonum çalmaya başladığında ekrana baktım. Florence arıyordu. İç çekip açtım. "Efendim Florence?" suskundu. Onunla küseli 1 seneyi buluyor,aramızın kötüleşmesi ise ne zamanı buluyordu bilmiyordum. Belki onu terk edip arkadaş kalmaya ikna ettikten hemen sonrası yahut birkaç sene öncesi olabilirdi. Kızlara karşı kesin net ve büyük bir ilgim olmamasına karşın, sanat için yaratılmış tapılması gereken varlıklar olduğunu düşünmemin yanında, Florence'e bir anlık bir göstermiş olabilirim. Ancak sonrasında çok yakın arkadaş kalmayı başarmıştık. Ya da ben öyle sanmıştım. Florence beni fazlasıyla kısıtlayan ve kıskanan birisiydi. Bilemezdim ama sevgilisi olduğu için önemsemedim bu konuyu. "Florence konuşacak mısın?" Florence iç çekti. "Neredesin sen İra? Neden telefonunu açmıyorsun? Neden sana ulaşamıyorum?" İç çektim. "İyi değilim Florence. Hem akşamdan kalmayım hem de depresyondayım. Sonra konuşalım mı?" Dönüp dolaşıp geldiğim başlangıç noktam Florence'dı. Ne kadar kötü davranırsak davranalım birbirimize, bildiğimiz tek ev de bizdik. Harabe de olsa... Ve yine dönüp dolaşıp ona geleceğimin o da ben de farkındaydık. Sığınıp ağlamak için. "Emilé mi?" Hayatımın her köşe taşının Emilé olması beni boğmaya ve rahatsız etmeye başlamıştı. Lakin o Emilé idi. Emilé... Daha ötesi yoktu. Emilé... Daha fazlası yoktu. Emilé... Hayatım belki de artık onun çevresinde dönüyordu ya da bu duygusal bir boşluktaki hastalıklı bir takıntı bir oyuncaktan başka bir şey değildi. Güvenli hissettiğim bir oyun da olabilirdi. Ve ben oyuncaklarımı kaybetmeyi, oyunlarda yenilmeyi sevmezdim. Emilé benim kaybettiğim oyuncağım, yenildiğim oyunumdu çünkü savaştığım rakibim oydu. Kesinlikle kendimle aynı gördüğüm kişi. Fısıldadım telefon ahizesine. "Evet o. Sonra konuşalım lütfen Florence

 " Florence tek kelime etmeden telefonu kapattığında neredeyse yanacak olan yulaf lapasını ocaktan çektim. Çayı demledim ve buna karşın sigaramı yakıp balkona oturarak korkuluğa dayandım. Aşağı sokağı izlerken Camille, Clement ve Jeanne kendilerine kahvaltılarını almışlardı. Onlara odaklanamıyor, sadece boş boş sokağa ve göğe bakıyordum. Bir şey düşünmüyordum. Düşünmek dahi bir yük , aptalca bir eylem ve sikik bir kaçış gibi geliyor bununla yetinmeyip bir rollenme ve gerçek dışı bir aktivite gibi duruyordu. Ben olan üzerine düşünmez, ağlamaz, üzülmez ve hayatıma devam ederdim. İstediğimi yapar ve sonra da çekilir giderdim. Canım sıkıldığında ama Emilé'den bir türlü sıkılmıyordu. Keşke sıkılsaydı. Ama o Emilé idi. Keşke sadece arkadaş olarak kalmayı başarabilseydik ve her şeyi mahvetmeseydik. Ama yaşamak demek zaten mahvetmek demekti ya. Parçalayıp kirletmeden bu hayatı nasıl yaşamış olabilirdik? Bir tuval beyazken değil de üzerine defalarca kez hata yapılıp düzeltildiğinde bir sanat eserine dönüşmez miydi? Ve o hataları x-rayler ile görsek de hayran olmaz mıydık? İnsandık biz. Yaratan'ın en güzel sanat eserleri.Doğruldum. "Chloé ile konuşmam gerek. Belki içeriz. Gelir misin Clement?"Clement gülümsedi yulafını yerken. Kaşığını tıka basa yulafla doldurup bana uzattı. Yulafı yuttum. "Gel seni evine bırakayım hem Seine nehri kıyısında gezmeyi hep sevmişsindir sen. Açılırsın."Onu dinleyip kalktım. Çantamın içine eşyalarımı atıp kapıdan sessizce çıktım. Apartman girişindeki merdivenlere oturup bir sigara daha yaktım ve Clement'i beklemeye başladım.


devam et

Yorumlar

Popüler Yayınlar